Efendimiz Muhammed Aleyhisselam buyuruyor ki: “İçinde Kur’an okunan evde melekler hazır olur, ondan şeytanlar ayrılır. Ehline geniş ve rahat olur. Hayrı çoğalır, şerri azalır.

İçinde Kur’an okunmayan evde şeytanlar hazır olur, ondan melekler ayrılır. Ehline dar ve sıkıntılı olur. Hayrı azalır, şerri çoğalır.”

“İçinde Kur’an okunan ev, gök ehline, yer ehline yıldızların göründüğü gibi görünür.” (Beyhaki, Hz. Âişe’den )

“Kıyamet gününde Kur’an kendisini okuyan için ne güzel şefaatçidir! Kur’an der ki ‘Ya Rabbi, ona ikramda bulun.’ Kur’an okuyana keramet tâcı giydirilir. Sonra Kur’an ‘Yâ Rabbi daha fazlasını ver’ der. Ona keramet elbisesi giydirilir. Sonra Kur’an ‘Ya Rabbi, ona daha fazlasını ver ve ondan razı ol’ der. Allah rızasından başka da artık bir şey yoktur.”

“Kur’an okuyun ve ağlayın. Eğer ağlamazsanız, kendinizi ağlamaya zorlayın (ağlama havasına giriniz).” (Sa’d İbn-i Ebi Vakkas’tan)

“Kur’an, fakirlik değil, zenginliktir, ondan başka zenginlik yoktur.” (Ebu Yale, Tabarani)

“Kur’an, gerçek devadır.” (Hz. Ali’den)

“Kur’an, şefaatçidir ve şefaati makbuldür. Onu önder edeni, cennete götürür. Onu arkasına atanı da cehenneme sevk eder.” (Tabarani)

“Kur’an, Allah’a göklerden, yerden ve içindekilerden daha sevimlidir.” (Ebu Naîm, İbn-i Ömer’den)

“Kur’an-ı Kerim’i çok okuyanlar, cennet ehlinin ârifleridir.”

“Kur’an’ı öğrenin ve onu okuyun. Çünkü Kur’an’ı öğrenip okuyanın ve onu tatbik edenin misâli, misk dolu bir dağarcık gibidir ki, ondan her tarafa misk kokusu yayar.” (Tirmizi, Ebu Hureyre’den)

“Kur’an’ı öğrenin ve tilavet edin. Çünkü Allah, onu okumanın karşılığı olarak her bir harfine on hasene mükafat verir. Ama ben demiyorum ki, Elif Lâm Mim bir harftir. Bilakis Elif bir harf, Lâm bir harf, Mim de bir harftir.” (İbn-i Mesud’dan)

Bu sevaplar Ramazan ayı gibi mübarek aylarda ve cuma günlerinde, yedi yüz ve bin kat sevap olur. Kadir Gecesi’nde ise otuz bin kata kadar çıkar. Çünkü “Biz onu (Kur’an’ı) Kadir Gecesi’nde indirdik. Kadir Gecesi’nin ne olduğunu sen nereden bileceksin (Bir bilsen Kadir Gecesi’nin ne olduğunu)! Kadir Gecesi bin aydan (otuz bin günden ) hayırlıdır.” (Kadir Sûresi) buyurulmaktadır.

İşte böyle mübarek, bereketli, hayırlı ve uğurlu bir kitap ile karşı karşıyayız. Her şeyden önce onu, bir “Fem-i muhsin”den yani kaidesine uygun olarak okuyan güzel bir ağızdan öğrenip okumalıyız. Sonra da mânâları üzerinde düşünmeliyiz. Bu hususta Türkçe kaynak eserler çok elhamdülillah… İşin bu tarafı çok mühimdir. Hâfız Münâvî şöyle bir vaka nakleder:

Küçük bir çocuk hafızlığını ikmal etmiştir. Sabaha kadar Kur’an-ı Kerim’i hatmediyor, namazını kılıyor, ertesi gün de hocasının karşısına çıkıyor, çıkıyor ama biraz da rengi benzi sararmış olarak çıkıyor. Hocası, maddî mânevî mürşid olabilecek durumda bir üstattır. Talebesinin renginin niçin sarardığını diğer talebelerine soruyor. Onlar da, “Üstadım, bu talebeniz sabaha kadar Kur’an-ı Kerim’i hatmedip duruyor ve tabii sabaha kadar gözüne uyku girmiyor, sabah olunca da kalkıp derse geliyor.” diyorlar. Üstad talebesinin Kur’an-ı Kerim’i böyle okumasını arzu etmediği için onu karşısına alır ve ona, “Kur’an indiği gibi okunmalıdır evladım.” der. “Bugünden itibaren sen Kur’an’ı, şu ana kadar okuduğun gibi değil, onu okurken beni karşında farz et ve üstadına dersini iade ediyorsun gibi oku.” tavsiyesinde bulunur.

Çocuk gider, o gece Kur’an-ı Kerim’i okur ve sabah üstadının huzuruna geldiğinde, “Efendim bu gece ancak Kur’an-ı Kerim’i yarısına kadar okuyabildim.” der. Üstad, “Pekâlâ, sen bu gece de Kur’an-ı Kerim’i doğrudan doğruya Rasulü Ekrem’in (sas) huzurunda okuyor gibi oku.” der. Talebe, “Ben, kendisine Kur’an nazil olan zatın huzurundayım; doğru okumalıyım” diyerek heyecanla daha bir dikkatlice tilavet eder… Ve o gün üstadına, ancak Kur’an-ı Kerim’in dörtte birini okuyabildiğini belirtir. Üstadı da terakkiyi görünce, bir mürşidin müridinin dersini artırması gibi, “Sen şimdi de o emin melek Cibril’e oku.” der. Talebe gider gelir; “Vallahi üstadım, bugün ancak bir sûre okuyabildim.” der.

Üstadı da, “Evladım şimdi de onu, binlerce hicabın verasında bulunan Mevla-yı Müteal’in huzurunda okuyor gibi oku. Düşün ki, okuduğunu Allah (cc) dinliyor, senin için indirdiği kelamını senin ile mukâbele ediyor.” Talebesi ertesi gün ağlayarak üstadının karşısına gelir: “Üstadım, ‘Elhamdülillahi rabbi’l-âlemin’ dedim, ‘Mâliki yevmi’d-dîn’e kadar geldim, ‘İyyake na’budü’ demeye bir türlü dilim varmadı. Çünkü bunun manası, ‘Sadece Sana kulluk yaparım’, halbuki ben o kadar çok şeye kulluk yapıyorum ve o kadar çok şey karşısında serfürû ediyorum ki, O’nu karşımda hazır ve nazır mülahazaya alınca ‘İyyake na’budü’yü aşamadım.” der.

Ne mutlu böyle okuyabilenlere…

Kaynak: Zaman – Abdullah Aymaz (08.12.2003)